Dr. Ayşe Zarakol İle Söyleşi

Dr. Ayşe Zarakol Cambridge Üniversitesinde uluslararası ilişkiler öğretim görevlisi, Emmanuel College Siyaset Bilimi üyesi ve aynı zamanda üniversitenin Yükselen Güçler Merkezi’nde kıdemli araştırmacıdır. Yüksek lisans ve doktora eğitimini University of Wisconsin bünyesinde tamamlayan Dr. Zarakol,  Cambridge Üniversitesi’nden önce Washington & Lee Üniversitesinde çalışmıştır. İlgi alanları tarihsel sosyoloji ve uluslararası ilişkiler, uluslararası sistem içerisinde doğu-batı ilişkileri, yükselen ve düşen güçlerdir. Yenilgiden Sonra: Doğu Batı ile Yaşamayı Nasıl Öğrendi kitabının yazarı ve Hierarchies in World Politics kitabının editörüdür.

Rusya’nın Suriye İç Savaşı’na aktif bir şekilde müdahil olmasını uluslararası güç dengeleri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rusya’nın oraya dahil olması tabi ki dengeleri değiştirdi. Rusya için söylenen bir durum var; elindeki kötü elle çok iyi oynuyor ona ben de katılıyorum çünkü baktığımız zaman Batı’nın ve Amerika’nın dengesini bozdu, hem Kırımda yaptıklarıyla, Batı’nın tepki vermek istediği ama veremeyeceği davranışlarda bulundu. Aynı şekilde Suriye İç Savaşına müdahil olup savaşın akışını değiştirdi ve Esad’ın kalmasını sağladı.

Bu bağlamda Batı’daki iç krizin dışarı yansımasına sebep oldu diyebiliriz. Genel olarak Putin bence akıllıca davrandı.

Yani Rusya’nın her ne kadar hem ekonomik hem de askeri kaynaklar açısından Batının gerisinde olmasına rağmen akıllı stratejiler ile bu farkı kapattığını düşünüyorsunuz?

Evet, doğru. Mesela Rusya BRICS’e dahil olmalı mı tartışması vardı. Ekonomi zayıf, yapısal reforma ihtiyacı var ve yükselen değil gerileyen bir güç olduğu söyleniyordu. Bütün bunlara rağmen Batı’nın dengelerini bozmakta başarılı oldu. Öte yandan Amerika uluslararası ilişkilerde iki adım ötesini düşünmeden sürekli stratejik hata yapıyor. Ekonomik kaynakları bol ve diğer ülkeler ile arasında güç farklı olduğu için bazen çok da düşünmeden hareket etme lüksüne sahip oluyorlar. Örneğin Suriye Savaşı ve yıldan yıla yaptığı stratejiler ve uygulamalar birbirini tutmuyor. Bunun sebebi uzun vadeli strateji  yapamamaktan. İmkanları çok geniş olduğu için de yaptıkları hataları bir şekilde kapatabiliyorlar. Buna ek olarak tarih bilmiyorlar ve girdikleri bölge hakkında fikir sahibi değiller, farklı gruplar arasındaki ilişkileri anlayamıyorlar Rusya’nın bu tip şeyleri, Sovyet Birliği geleneğinden gelen bir miras sebebiyle de, daha iyi analiz edebildiğini söyleyebiliriz.

Donald Trump’ın Amerika Başkanlık seçimlerinde galip gelmesi ile beraber, Amerika-Rusya arasındaki Suriye denkleminin ne yöne doğru şekillenmesini bekliyorsunuz?

Burada iki senaryo var; biri Trump ile Putin’in birbirine yakın olduğu, aralarında belli bir sempatinin olduğu ve hatta Putin’in siber saldırılar yönüyle Amerikan seçimlerine müdahale ettiği haberleri ile Trump’ın da Suriye’de Rusya ve Esad ile beraber IŞİD’e karşı savaşmamız lazım demesi gibi işaretleri değerlendirip Amerikan dış politikasında büyük bir değişiklik olacağını öngörmek. Bunu yaparsa büyük bir sürpriz olur, Amerika’nın yıllardır süre gelen Rusya politikasında büyük bir değişiklik görmüş oluruz. Öte yandan bu senaryonun ne kadar gerçeğe yansıyacağı şüpheli çünkü bu strateji aynı zamanda Trump kabinesine kimlerin gireceğine göre değişecek. Eğer Trump ‘establishment’ dediğimiz yıllardır bilinen Cumhuriyetçi isimleri yönetime getirirse Rusya ile yakınlaşma beklemek zor çünkü bu insanlar böyle bir duruma karşı çıkacaktır. Olur da Trump kampanyasında belirttiği gibi establishment dışından isimler getirirse daha farklı bir durum görebiliriz.

Diğer senaryo ise, her ne kadar Trump ve Putin arasında oldukça olumlu rüzgarlar esse de, iki isim de karakter olarak birbirine çok benziyor. İkisinin de egoları çok büyük ve bu tip karakterler egoları büyük olduğu için kavga etmeye daha meyilli karakterler. Ufak bir şeyden, belki de bir Tweet üzerinden, beklenmedik sorunlar çıkabilir. Öte yandan Trump dış politikaya odaklanmadan ziyade ağırlığını iç politikaya verebilir ya da eğer iç politikada başarısız olursa bunu gölgelemek için dış politikada yeni bir düşman yaratma yoluna gidebilir, dolayısıyla bu ilişkinin şimdiden nasıl bir yöne gideceğini kestirmek zor diyebiliriz.

Yeni Trump yönetimi ve Rusya-ABD ilişkilerinin alması beklenen yeni yön içerisinde, Türkiye’nin Suriye İç Savaşı’ndaki rolünün nasıl bir değişikliğe uğrayacağını düşünüyorsunuz?

Aynı belirsizlik Türkiye için de geçerli. Eğer Clinton seçilseydi, Obama’nın her ne kadar tutarsız olsa da belli sınırları olan Suriye politikası devam edecekti. O Suriye politikası da zaten son zamanlarda oldukça Türkiye’nin aleyhine işliyordu. Musul gibi önemli operasyonlara Türkiye dahil bile edilmemesi, aynı IŞİD ile savaşan YPG gibi gruplara ABD’nin desteği gibi etmenler doğrultusunda Türkiye zaten ABD’nin Suriye politikasından pek de hoşnut değil. Son zamanlarda yapılan, görünürdeki düzeltmelere rağmen iki ülke arasında hala tam olarak bir mutabakat sağlanamadı. Bunun yanı sıra Türkiye’deki bazı çevrelerin darbe girişiminin arkasında ABD olduğunu öne sürmesi, Gülen Cemaatinin Clinton kampanyasına destek olduğunun bilinmesi gibi bir sürü sorun var son zamanlarda bu ikili ilişkide. Clinton seçilseydi de bu sorunlar devam edecekti, belki daha da kötü olacaktı.

Yani Clinton’ın politikasında Obama döneminden kalma bir tahmin edilebilirlik varken, Donald Trump’ın seçilmesi ise tam bir bilinmez. İki ülke arasındaki soğuk savaştan kalma müttefikliğin en azından söylemde devam etmesini sağlayacak bir Clinton rejimi yerine, Donald Trump, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istemek gibi daha beklenmedik hareketlerde bulunabilir. Buna işaret olarak Trump’ın CIA’nin başına atadığı Mike Pompeo’nun Türkiye hakkında “İslamcı totaliter bir ülke” olarak bahsetmesini gösterebiliriz. Ancak bu tarz Trump dış politikasını Türkiye’ye karşı çevirecek kişilerin yanında, Newt Gingrich gibi, Mike Flynn gibi, Türkiye açıkça desteğini belirten isimler de çevresinde beliriyor Trump’ın. Sonuçta ilişkilerin hem çok iyiye gidebileceği hem de tamamen kopabileceği bir dönem olabilir Trump dönemi. Bu belirsiz şimdilik devam edecek gibi gözüküyor.

Oluşması beklenen bu yeni üçlü ilişki ekseninde, Suriye İç Savaşı’ının gidişatını ne yönde değerlendiriyorsunuz?

Hem Rusya’nın hem Türkiye’nin seçim sonrası söylemlerinde Trump’ın başkan seçilmesine pozitif bir bakışla yaklaşıldığını görüyoruz. Bunun sebebi son zamanlarda oldukça gerilen ilişkilere ve siyasi ortama, Trump’ın yeni bir bilinmezlik katması, ve Türkiye’nin ve Rusya’nın bu bilinmezliği iyimser bir şekilde okuması. Ama aslında özellikle Türkiye için çok da iyimser olacak bir sebep yok, ekonomi olsun, dış politika olsun. Türkiye’de Trump’ın başkan seçilmesinin bazı şeyleri değiştirebileceğine dair bir inanç var. Ancak bu iki ülkenin bu pozitif söyleminin pratiğe dökülüp dökülemeyeceğini söylemek için daha çok erken.

 

Share This:

Bir Cevap Yazın