Henry Kissinger Eski ve Yeni Başkanları Nasıl Yorumluyor? (Çeviri)

Bütün dünyanın takip ettiği ABD seçimlerinde yakın tarihin en etkili isimlerinden Henry Kissinger’ın fikirlerini almamak olmazdı. Kissinger son olarak seçim kampanyasında görünmüş ve bunun üzerine Bernie Sanders, Hillary Clinton’u Kissinger’ın onayını almaya çalışmakla kınamıştı. Her ne kadar Clinton -özellikle de Sanders taraftarları arasında- ideolojik olarak Obama’dansa Kissinger’a yakın olmakla itham edilse de kendisi bunun Clinton’a haksızlık olacağını ifade ediyor. ‘The Atlantic‘ yazarı Jeffrey Goldberg onunla kaldığı yer olan Connecticut’ta buluşup, Amerika’nın dünyadan ilişkisinin kopmasına dair endişelerini dinledi. Ona göre seçim sonrasında ülke hareketli bir an yaşıyor: ABD 1945’ten bu yana oynadığı rolü devam ettirecek mi yoksa dış politikada yeni bir sayfa mı açacak?

  • Öncelikle sonuca şaşırdınız mı?
  • Ben Hillary kazanır diyordum.

  • ABD’nin dünyadaki rolü için ne anlama geliyor bu durum?

  • Dış politika ile içteki durum arasında pekala bir uyum sağlanabilir. Gerçek şu ki halkın dış politika algısıyla elitlerin algısı çok başka. Bu iki kesim arasındaki uzlaşıyı sağlamak yeni gelecek başkan için iyi bir fırsat.

  • Trump’ın kabiliyeti veya ciddiyeti hakkında ne düşünüyorsunuz?

  • Artık bu tartışmaya bir son vermeliyiz diye düşünüyorum. O artık seçilmiş başkan. Şu dakikadan sonra yapabileceğimiz, Trump’ın dünya görüşünü geliştirmesi için zaman tanımak.

  • Peki sizce Trump nasıl seçilebildi?

  • ‘Trump fenomeni’, büyük oranda Orta Amerika’nın, entelektüel ve akademik toplulukların kendi değerlerine saldırmasına karşı verdikleri bir tepki.

  • Son seçimle birlikte küresel istikrarla ilgili en büyük endişeniz nedir?

  • Bazı ülkeler seçim sonucunda çok şaşırsa dahi karşılıklı dialogların gelişmesi için yeni sayfalar açılacaktır. Eğer Trump halkın karşına yeni bir dış politika doktrini ile çıkarsa, ve bu görüş eski durumla yer yer çatışırsa dahi ülkenin temel hedeflerinden sapmadığı müddetçe devamlılık olacaktır.

  • Peki Trump’ın Putin’e sempati beslediğini düşünüyor musunuz?

  • Hayır, Putin tarafından taktik gereği kendisi için bir iki güzel söz söylenince Trump karşılık vermesi gerektiğini düşündü o kadar.

  • Şu anki durumda Rusya için kısa vadeli bir fırsat gözüküyor mu?

  • Putin adım atmadan önce muhtemelen ne olup bittiğini bekleyip görecek. Rusya ve ABD halihazırda sonuçsuz kalan ve taraflardan hiçbirinin kontrol edemediği Suriye ve Ukrayna vakalarının içindeler. Taraflardan biri harekete geçmek için daha rahat hareket edebilir ve Putin sonrasında seçenekleri değerlendirir.

  • Yani daha istikrarsız bir durum da olabilir.

  • Neredeyse bütün dış politikalar son bir sene içinde tereddütte kalıp bizdeki seçim sonuçlarını bekledi. Onlar karar vermek için bir kere daha düşünürken devlet dışı gruplar bizim küresel konumumuzu sarsacak eylemler yapmak için bir fırsat buldular.

  • Obama Doktrini’ni nasıl tanımlıyorsunuz?

  • Obama Doktrini, Amerika’nın pek çok olayda temel değerlerine karşı hareket ettiğine işaret ediyor. Dolayısıyla ABD’yi zor duruma sokan bu eylemlerin sonrasında kritik bölgelerden geri çekilerek bu değerleri hala savunduğumuzu kanıtlamaya çalıştı ancak bu sadece işleri daha kötü duruma sürükledi.

  • Obama’nın temel prensibi dünyayı ABD’den korumak mıydı?

  • Şahsi düşüncem, Obama kendini politik sürecin bir parçası olarak görmekten ziyade sınırsız kapasiteye sahip benzersiz bir sui generis fenomen gibi gördü. Bunun neticesinde de ABD’nin vurdumduymaz ilkelerini dünyadaki sıkıntı veren bölgelerden alma sorumluluğunu üstlendi. Kısa vadeli sonuçlara o kadar fazla odaklandı ki kalıcı engelleri göremedi.

  • Görev başına gelecek 45. başkana önerileriniz nelerdir?

  • Başkan öncelikle şunları sormalı: “Tek başımıza kalmayı göze alarak ulaşmaya çalıştığımız şey ne?” Ve “Tek başımıza mücadele etmeyi göze alarak neyi önlemeye çalışıyoruz?” Bu soruların cevapları aynı zamanda dış politikamızın vazgeçilmez parçalarını ve stratejik kararlarımızın temelini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz dünya kaos içinde. Birbiriyle bağdaşmayan ilkelerle yönetilen pek çok yerde eş zamanlı olarak toplumsal kargaşalar patlak veriyor ve bu bizi iki temel zorlukla yüzleştiriyor: Birincisi, yerel kaosla nasıl mücadele edilir ve ikincisi de üzerinde anlaşmaya varılmış temel prensipler çerçevesinde uyumlu bir dünya düzeni nasıl yaratılır, bunları aşmak gerekiyor.

  • ABD’nin daimi ve sarsılmaz çıkarı nedir?

  • Öncelikle politikamızı taktiksel kararlara indirgeyemeyiz. Esas stratejik soru ise ‘ne olursa olsun ve hatta ne kadar meşru görünürse görünsün asla olmasına izin vermeyeceğimiz şey nedir’ olmalı.

  • Mesela Putin 2017 yılında Letonya’yı işgal ederse buna bir emsal teşkil edebilir mi?

  • Evet. Ve ikinci ‘ulaşmaya çalıştığımız esas şey nedir’ sorusu da burada devreye giriyor. Biz Asya veya Avrupa’nın tek bir hasım ülkenin hakimiyetinde olmasını istemiyoruz. Ya da Ortadoğu’nun. Ancak bunu önlemek amacımızsa öncelikle ‘düşmanlık nedir’in tanımını yapmamız gerekiyor. Bu bağlamda bana göre Avrupa, Asya ya da Ortadoğu’daki herhangi bir yerin, bir ülkenin çatısı altında olması kesinlikle çıkarlarımıza ters düşüyor.

  • Bu tam bir ‘İkinci Dünya Savaşı sonrası’ perspektifi değil mi? Ve Obama’nın tam olarak bakış açısını yansıtmamakla birlikte geçtiğimiz başkanlık yarışındaki Cruz, Sanders, Trump ve Clinton isimlerinden sadece bir isim bu görüşü net bir şekilde yansıtıyor.

  • İçlerinde yalnızca Clinton geleneksel, dışadönük ve uluslararasıcı model perspektifine sahipti.

  • Bu ne anlama geliyor?

  • İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk defa ABD’nin dünya ile olan gelecek ilişkileri tamamen oturmuş değil.

  • Sizin de birebir tanıklık ettiğiniz yakın tarihten bu güne kadar ABD içinde az ya da çok iki partili mutabakat sağlanmıştı.

  • Bu mutabakat ilk defa bu derece sorgulanıyor ki bence üzerinde iyileştirmeler yapılabilir. Savaş sonrası dönemde barışçı bir düzen vizyonumuz vardı. Tabi ki bundan vazgeçecek değiliz. Biz bunun için vaktiyle Avrupa’ya büyük bir ordu gönderip tonlarca para harcadık. Bu ruhu tekrar keşfedip şu anki gerçekliğimize uyarlamamız gerekiyor.

  • Şu an bu dinamik neden değişmekte?

  • Temel ulusal inançlarımıza meydan okuyan olaylara fazla hoşgörülü yaklaştık. Bu trendi iki partili çabayla tersine çevirebileceğimize inanıyorum.

  • Diplomasi ve güç arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? Bildiğiniz üzere John Kerry geçtiğimiz senenin büyük kısmını Obama’nın Esad’a operasyon yapması için lobicilik faaliyeti yaparak geçirdi. Kariyerine Vietnam Savaşı karşıtı olarak başlayan biri için askeri müdahalelerin itibarını artırmaya çalışan birine dönüşmesi sizce de çok etkileyici değil mi?

  • John Kerry’nin cesaret ve azmine saygı duyuyorum. Suriye’de birbirini kıran gruplar arasında koalisyon hükumeti oluşturmak için çabaladı. Dominant aktörü belirlemeden bir hükümet kursanız bile şu soruyu cevaplamanız gerek: Kaçınılmaz olan çekişmeyi kim sona erdirip düzene oturtacak? Hükümetin varlığı onun meşru olarak algılanmasını garanti etmez. Kerry de bunu çözüm yolunun Vietnam’daki pozisyonunu değiştirmekten geçtiğini anladı. Çünkü güç kullanımı diplomasinin nihai yaptırımıdır. Diplomasi ve güç münferit olgular değildir. Basitçe bir müzakere masasında tarafların anlaşmaya varmaması halinde müdahale edileceklerini bilmeleri gerekli. Yoksa anlaşma çıkmaza girer veya diplomatik bozgun olur. Bunun gerçekleşmemesi ise üç temel noktaya bağlı: Yeterli bir gücün olması, yaptırım için taktiksel gönüllülüğün olması ve toplumun gücünü değerleriyle disipline eden bir stratejik doktrin.

  • Bu bağlamda Amerikan istisnacılığı fikri çökmekte mi?

  • Hayır bu devam ediyor ancak zamanında Reagan’ın tarif ettiği gibi ABD artık ‘tepedeki parıldayan şehir’ de değil.

Çeviren: Merve Yazıcı
Aslı: Jeffrey Goldberg/’The Lessons of Henry Kissinger’
https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2016/12/the-lessons-of-henry-kissinger/505868/

Share This:

Bir Cevap Yazın