Yükselen Asya ve Düşüşteki Batı (Seminer İncelemesi)

Bugün (4 Ekim 2016) LSE Ideas (LSE nin bünyesinde bulunan bir düşünce kuruluşu) tarafından düzenlenen bir etkinliğe gitme fırsatım oldu ve etkinliğin konusu son yılların en dikkat çekici konularından biri olan düşüşe geçen Batı ve yükselişte olan Asya ülkeleri üzerine idi. Birbirinden dikkat çekici üç konuşmacının konuştuğu panelde her ne kadar genel olarak Batının karşısında Asya olsa da ağırlık doğal olarak ABD ve Çin denklemi üzerineydi. Bu kısa blog yazısında semineri değerlendirip ABD-Çin ilişkilerinin uluslararası güvenlik ve strateji açısından ileride neler doğurabileceği hakkında kısaca kendi fikrimi vereceğim.

İlk konuşmacı ‘Easternisation: War and Peace in the Asian Century’ adlı taze bir kitap yayınlamış olan Financial Times köşe yazarı Gideon Rachman idi. Rachman’ın ana argümanı önümüzdeki yüzyılda Batı devletlerinin ekonomik ve askeri üstünlüklerini kaybedeceğini, Asya ülkelerinin ve daha da özel olarak Çin’in süper güç olarak ABD’yi tahtından iddia edeceğini belirtti. Gideon’un kullandığı yardımcı argümanlar ise Çin’in Dünya Bankası verilerine göre 2016 yılından itibaren dünyanın en büyük ekonomisi olduğu, siyasi etkinliğinin arttığı ve kaçınılmaz olarak ABD’yi geride bırakacağı yönündeydi. Konuşmasının bir bölümünde dünya tarihinde  tam 19 kere süper güç ile yükselen güç arasında bir çatışma yaşandığını alıntılaya Gideon, bunun nükleer silahların icadından önce olduğunu, dolayısıyla her ne kadar ABD-Çin savaşının yüksek ihtimal olmadığını belirtse de, bu konuda belirli bir risk olduğuna da dikkat çekti.

İkinci konuşmacı ise ‘Will China Dominate the 21st Century’ adlı kitabın yazarı Jonathan Fenby idi. Gideon’un aksine Fenby her ne kadar Çin’in yükselen bir güç olsa da, hem iç hem de dış problemler nedeni ile ABD’yi tahtından ederek süper güç olacak durumda olmadığını iddia etti. Dış problemlere Çin’in uluslararası ilişkilerdeki göreceli yalnızlığına dikkat çeken Fenby, ABD’nin süper güç olmasının sebebinin yalnızca kendi gücü değil aynı zamanda dünyaya yayılmış müttefik ilişkileri olduğunu ve Çin’in böylesine bir müttefik ağına sahip olmadığını söyledi. İç problemler olarak da Çin’in yavaşlayan büyümesine ve tıkanma noktasına siyasi sistemini örnek gösteren Fenby, aynı zamanda artan milliyetçiliğin düşünülenin aksine Çin’in Komünist Partisi için bir problem olduğuna dikkat çekti.

ABD ve Çin ikilisi gerçekten de uluslararası güvenlik ve strateji açısından oldukça önemli konumdalar. Çin’in son 30 yıldaki yükselişi ve Sovyetlerin çöküşünden sonra Amerikan gücüne karşı ayakta kalmış tek süper güç olmuş olması ABD ve Çin ilişkileri açısından geleceğin ne olacağı oldukça tartışmalı bir hale geldi. Bu ikili arasındaki güven ya da güvensizliğin sebebi sadece kendi ilişkileri açısından değil global seviyede oldukça önemli sonuçlara sebep olabilir.  Bu konudaki görüşler temelde ikiye ayrılıyor. Liberal uzmanlar ve akademisyenler Çin’in başarılı bir şekilde uluslararası sisteme adapte edilebileceğini ve yükselen Çin’in ABD ile karşı karşıya gelmek zorunda olmadığını belirtiliyorlar.

Öte yandan ünlü realist akademisyen John Mearsheimer ise tersini iddia ediyor. Mearsheimer’a göre tarihe baktığımızda süper güç ile yükselen güç her zaman karşı karşıya geldi ve bu karşılaşma sıcak savaşa döndü. Dolayısıyla Çin’in de barışçıl bir şekilde yükselip kendini uluslararası sisteme adapte etmesi mümkün değil, yani ABD-Çin çatışması bir noktada kaçınılmaz bir hal alacak. Dolayısıyla bu senaryoda uluslararası güvenliği bekleyen senaryo aslında iki kutup arasındaki büyük bir güvensizlik, stratejik çatışmalar ve dahası olası bir sıcak savaş senaryosu haline gelmiş oluyor. Bu senaryonun tabi ki en önemli sonuçlarından birisi ilk aşamada Çin’in ABD ve müttefikleri ile gireceği bir silahlanma yarışı olacaktır. Çin yeteri kadar silahlandığını düşündüğünde özellikle Güney Çin Denizi üzerindeki iddiaları hakkında daha agresif hale gelecek, belki de doğrudan askeri müdahalelere başvuracaktır. İşte bu noktada ABD’nin bu hamlelere vereceği tepki bu iki süper güç arasındaki çatışmanın sıcak bir çatışma mı yoksa ABD’nin geride bekleyip silah ve para yardımıyla bölgedeki müttefiklerine destek verdiği bir çatışma biçimi olduğu belli olacaktır.

Son tahlilde, ileride Çin – ABD ilişkileri nasıl bir hal alırsa alsın, Çin ve diğer Asya ülkelerinin ekonomik anlamdaki başarıları uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanlarında da etkilerini hissettirecektir. Batı eksenli ve tek kutuplu bir dünyadan tekrardan Doğu – Batı eksenli ve iki kutuplu bir dünyaya gittiğimizi söylemek çok da yanlış olmaz. Dolayısıyla günümüzde daha çok terörizm ve iklim değişikliği gibi konulara odaklanan güvenlik çalışmalarının ileride tekrar süper güç ilişkilerine ve politiğine tekrardan ağırlık vermeye başlayacağını öngörebiliriz.

Share This:

Bir Cevap Yazın